
Beş yaşındaydım kırmızı converselerimi bağlamayı öğrendiğimde, bekli de çok erkendi ayakkabı bağlamayı öğrenmek için, o yüzden belki de bu yaşta hala ayakkabı bağlayamamam. Hep açılır durur, sokakta bağcıklarıyla kavga eden görürseniz o benim işte.
Biriyle tanışıp yüzüne merhaba dedikten sonra ilk ayakkabılarına bakanlardanım. Bunu sonraları fark ettim bi bakımışım o konuşmaya devam ediyor, ben ayakkabı analizi yapıyorum. Beynimdeki eğerlerden, neden-sonuç ilişkilerinden geçerse ayakkabılar, tamam diyorum artık arkadaş olabiliriz. National Geographic’in bir sayısında; yapılan bir sosyoloji araştırmasında bir ayakkabının ne kadar kullanıldığı, o ülkenin kaldırım seviyesi yüksekliğini gösterdiğini söylenmişti. Ne kadar yüksek o kadar aşınmamış, o kadar medeniymiş Ama benim onunla da işim yok.
Benim için ayakkabı statü göstergesi değil kesinlikle, tam tersine yaşamda ne yaptığının göstergesi. Onlara bakınca sanki bana her şeyi anlatıyorlar. Hele bir de kullanılmış ise daha da seviyorum o zaman, daha da çok bilgi veriyorlar sanki. Ne seversin, nerelere gidersin, hatta ne ile uğraşırsın, maceracı mısın, gösterişli misin, sürüyü takip eden bir sıradan mısın yoksa, sıra dışı bir çılgın mı?
Çok basit bişey değil ayakkabı hergün onu seçiyorsun ve beklide sabah ilk ona bakıyorsun, yolda yalnız yürüyorsan yine onunlasın. Ayağını sıkarsa ona kızıyorsun, güzelse onu seviyorsun kendinden bile güzel bulabiliyosun. Her adımında seninle, sen nereye gidiyoruz diyorsan hiç sesini çıkarmadan seninle geliyor. Acıtmaya başlarsa bilki gelmek istemiyo yorgun, yeniyse seninle uyum sağlaması lazım, eskiyse anla beni yoruldum demesi.
Zannetmeyin ki bu kadar ayakkabı delisi birinin çok ayakkabısı olsun. Benim için arkadaş seçmek ne kadar zorsa, ayakkabı seçmek de o kadar zor. Toplanıp bir grup kursalar ancak 20ler 21 değil. Kimsede olmayanı buluna, onunla bir bağ kurana kadar bazen bi bakmışsın aylar geçmiş. O kadar aynı ayakkabı var ki farkını deşelemek bazen cern merkezinde araştırma yapmak kadar zor. Ve alınca onları bırakmak bazen imkansız, inanırmısınız eskilikten giyemediğim ama atmaya kıyamadığı 2 ayakkabımı arada sırada çıkarıp seviyorum, evet deliyim biliyorum. Birgün olurda yeni bir teknik çıkar yenilenirler diye bekliyorum.
Her ayakkabı bir yenilik benim için, bir macera, sonrasında da tüm anılar onda da gizli Ne kadar zıpladık, ne kadar dans ettik, hangi şarkıda tempo tuttuk ya da nereye yetiştik, Hangi sakıza yapıştık birlikte hepsini bir tek o biliyor.)))) Her arkadaş bir ayakkabı.Sizi seçtiysem ayakkabınızı da seçmişimdir işte bir birşekilde))
Ps: Dün gezerken öğrendim: Vincent, ilk sanatçı olmaya karar verdiğinde tam tamına 27 yaşındaymış. Demek ki hala bende bişey olmaya karar verebilirim.:))) Kararını vermiş ama adım adım çok çalışmış, o renkleri o perspektifleri yakalamak için, sonra Van Gogh olmuş. Demek ki amacına ulaşmak için çok çalışmak lazımmış. Bunu da bu söz tamamlamış: “Tanrı bana yapabileceğim şeyleri yapma kuvvetini, yapamayacağım şeyleri kabul etmek olgunluğunu ve aradaki farkı anlayabilme basireti versin” Amin.
foto süpermiş:)
YanıtlaSilSuper olmus Cerencim, ellerine saglik!
YanıtlaSilve kesinlikle katiliyorum, ayakkabilar sahibinin ruhunu anlatmak icin cekinmeden ilk dile gelenler bence de:)
ve son dileklerin icin de amin...