
Günlerdir bu yazıya şarkı bulmaya çalışmaktan yoruldum. Şarkı bulmadan yazı yazmaya başlayamıyorum. Olmuyorrr bulamıyorum kafam basmıyor bu aralar, oooo piti piti yaptım bu çıktı bi kere de alakasız olsun dedim konuyla, umursamıyorum işteeeeeeeeeee………
Bu aralar kendi national geographic kanalımı yayınlar oldum. Nereye gitsem bir bir hayvanla bir şeyleri eşleştirir oldum. Geçenlerde koskaca şehirdeki belki de tek uğur böceği ile çöp kutusunun üzerinde karşılaştım. Çöp kutusunu umursamadan onun büyüsüne takılıp elimi uzatıp benimle gelmesini sağlamak için söylemediğim güzel söz kalmadı sonra vazgeçtim ve otobüsü bindim metroya indim arkadaşım ceren sırtında uğur böceği var metroya nasıl gelmiş bu dedi. Ben yaptım onu metroya sürükledim ve sonunda kaybettim. Niye kandırdım ki onu ne işi vardı yer altında niye geldi benimle…
Evet bir de tavuş kuşuyla burun buruna geldik parkta. Park uçsuz bucaksız onu kilitleyen kimse yok, parkta 2 duvar var oraya sıkışmayı, orada tüylerini açıp göstermeyi seçmiş. Kendi hayatına insanlar onu izlesin hayranlık duysun diye kendini kıstırmış iki duvar arasına koskoca parkı görmüyor bile burnu çok havada. Napıyosun diyecek oldum tekrar açtı kanatlarını herkesten hayranlık uğultuları yükseldi. Kendi haline bıraktım.
Bu aralar en sevdiklerim ve yerinde olmak istediklerim ise ördekler. Hiç istiflerini bozmadan parkta saatlerce kıpırdamadan oturuyolar kimse umurlarında değil hatta dünya umurlarında değil. Sadece sanki izleme ve dinleme halindeler. Gittim bende yanlarına oturdum beni de umursamadılar ee tabi bende onları)) Büyüyünce ise hedefim penguen olmak hiç görmedim kendisini ama bir sürü benzer içinde yaşayıp farklı olmak güzel olsa gerek????…
Bu haftasonu adada ise meşhur kuzularla haşır neşir oldum, inanılmaz güzel kızıl uzun saçlı inekler…. Ve onlar ucsuz bucaksız yeşilliklerde yalnızlardı. Zaten adadaki insanlar muhteşem deniz ve yeşilliklerle o kadar mutlular ki o güzel şarkıların ve dahi müzisyenlerin o adadan çıkmasına şaşmamak gerek. Denize elime soktum, yeni bir dans öğrendim, 3 yapraklı yoncalar içinde yuvarlandım, ada insanları ile birlikte içtim dans ettim muhabbet ettim, dağın tepesine bir saat tırmandım, 4 yapraklı yoncayı aradım, eskiden denizcilerin somon avcılığı için gittikleri yoldaki tahta köprüden geçtim ve aşağıdaki uçurumla selamlaştım. Tüm bunları yaparken beynimin içindeki national geographic kaydetti, karşılaştırdı ve analiz etti, sonra da bir güzel sindirdi. Herşey yanındakilerle daha güzel olur onu da hissettim yanımda olmasını istediklerimi de içimde, birlikte gezdirdim onlar da görse keşke dedim. Adanın diğer yarısını da incelemek için içim içime sığmadı en kısa zamanda ordayım. Tüm adayı hissetmek için (sesini açmayı unutmayın): http://www.discoverireland.com/gb/about-ireland/
Ps: Bugün Ben kafasının içinde ezberlediği tüm müzik tarihini anlattı 1920 den 1970’e k kadar karış karış müzik ile kültür nasıl bağdaşmış nasıl ortaya çıkmış öğrendim. Nasıl bu kadar bilgiyi kafasında tutuyor ve bu kadar heyecan duyuyor hayret ettim. Müzik tarihi ve kültürle eşleşmesi ile ilgili bu kitabı tavsiye etti, not aldım okunsun istedim. “A change is gonna come” Craig Werner. Ve sosyoloji dehası Timothy Leary’ın kafasının içini okudu yine Ben )
Sonunda da müzik akımında ortaya için bir grubun ortaya koyduğu bir cümleden bahsetti, taktir ettim. “Life is a realm of experience” .Hayat büyük bir deneyimler alanı ne güzel dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder