18 Temmuz 2012 Çarşamba

Look at Where We are

Hiç nerede olduğuna bakıyor musun? Kimin nerede olduğunun sorgusu aslında ya olmak istediği yer ile ters orantılı ya da aklıyla doğru orantılı:) Değişim ise böleni Tüm uğraş ise ortaya bir asal sayı çıkmasın yani yolundan uzaklaşmayasın kısa sürede oracıkta oluver diye:) Uğraşmak caba sarf etmek niye sen ne yaparsan yap sonuç hep ortada, oluruna bırakmak şu an benim için bir taht. O taht’da oturuyorum krallığımı ilan ettim. Sen de yap. Ps:Yazmayı bırakıyorum bu son. Belki ileride sadece içimi kıpır kıpır yapan bişeyden bahsederim: müzik yazarım. o zamana kadar goodbye babies

3 Mart 2012 Cumartesi

One Of Us



Geçen gün takside giderken tam da ben tanrıya şükrederken, radyoda bu şarkı çalmaya başladı. Ya gerçekten tanrı bizden biri ise, ya tanrı tam da içimizde ise??? Herkezin içinde eğer tanrı var ise nasıl olurda biz birbirimize bu kadar kötü davranabiliyoruz? Bunu fark eden dünyada kaç insan var?

Bunu düşününce tanıdığın tanımadığın herkese sanki o tanrıymış gibi davranman gerektiğini, kim olursa olsun ne yaparsa yapsın ona sevgini, merhametini ve sonsuz şükranını sunman gerektiği geldi aklıma.

Şarkı çalarken hissettim, taksici o an için tanrıydı ve gerçekten iyiydi.
Dediğim gibi hep sana sölüyorum ama  : Kimsenin acısını başkasından çıkarma, kimseyi sorgusuz sualsiz yargılama, en azından davranışların veya sözlerinle birilerini incitmeye çalışma bırak hayat aktığı gibi aksın. Aksi taktirde bu bi bumerang gibi sana dönüyor ve zincirin bi halkası bi şekilde sana değiyoo
Birini tanısan da tanımasan da ona olan sevginin şiddeti hiçbir zaman sıfırın altına inip üşümesin. Çünkü eğer bi donarsa, sıcaklık yükselip, sevgi eridiğinde o suyla bi anda boğulabilirsin. Hep sıcak bişeyler ikram et ve battaniye ile sıkıca sar hiç üşümesin. Aklıma yeni bi misafir geldi anlayacağın onu en güzel şekilde ağırlıyorum bu aralar. Hiç gitmesin yerleşsin misafir olmaktan çıkıp aklımın ve ruhumun ev arkadaşı olsun istiyorum.

Kuşlar sesleriyle ve köpeğimiz kömür de kara gözleriyle burdan sevgilerini yollarlar efendim.

29 Kasım 2011 Salı

Strawberry Fields Forever


Bu anlatıyo aslında sözler her şeyi açıklıyoo.

Pazar sabahı bir önceki gecenin dağınıklığından henüz uyanamamış bir şekilde televizyon karşısında kahvaltı ederken yine ortasından yakaladığıma pişman ve inat bir film izlerken buldum kendimi. Yumurtam bitmiş ekmek cheadarla çoktan buluşmuştu ki filmin içinde oynar buldum kendimi. Oyuncular ve dekor sıradan hatta kurgu ve senaryo bile boktandı.

Ama şişko çocuk kafede çalışan kıza aynen şunu dedi: Gerçek olan ne? Burası tamamiyle sanal bi dünya, şu anda 12 yaşındaki bir kızın programladığı bir oyun içindesin ve aslında hepimiz oyunun içindeki avatarlarız. Hatta gördüğün gökyüzü bile kağıttan birazdan buruşucakJ Bu oyunun tek bir sebebi var. Kendinle hayat arasındaki gerçeği bul yeter savaşını ver, diğer gördüğün herşey bir kurgudan ibaret.

Her ne kadar akşamüstü aynı filmin başını yakalasam da filmin sonunu bilmenin verdiği duygu yok etti her şeyi

Hayat sana acımasız ama mucizesi de saklı. Çoğu zaman test yapar durur, herkes o ya da bu şekilde testten geçip duruyoo. Sınavdan geçmek lazım bazen de bi süre alttan ders almak. Bazen bi arkadaşın, bazen sevgilin, bazen hiç tanımadığın biri, bazen de sen. Test eden öğretmenin ise bazen arkadaşın, bazen sevgilin, sokaktaki biri veya daha yakın. İnsanlar niye bazen davranışlarını bu kadar doğal görüp, sonuçlarını ve başkalarını düşünmez hiç bilmiyorum, bencillik güzel de nereye kadar? Uykum kaçtı bugün sınava ben girmesem de soruları görünce uykum kaçtı işte… Hep çok iyi niyetli düşünen ben, yine ceren sen çok iyi niyetlisin çığlıkları arasında gerçeklerle yüzleşince sorgu sual oldum bi anda uykumla birlikte keyfim de kaçtı..

Bu dünyanın gerçek olduğunu kim söyledi veya aksini tam olarak kim zikretti. Gördüğün hiçbirşey gerçek dill herşey bir yakınsama… Ben çoğu zaman kendimi tiyatro oyununun içinde ve bir turuman show vari hisseder ya hayattan bunalır ya da harkulade bulurum. Neyi deniyoyosunuz diye sorar dururum? Herşeyin yalan olduğu bi dünya da peki sen ne yaparsın?

Ps: Bu şarkı Beatles’ın birazda Timohty Leary’ın sağladığı mucizeler sayesinde gerçeklik ve sahte arasındaki keşiflerinde ortaya çıkmış, ilk stereo kayıtlardan biri olarak bilinir. Şarkı sözlerindeki basitlik dahice kurgulanmış müzikle hep beraberdir. Resmi tanımının yanında biri ekşi sözlükte şarkı için bunu demiş: Mutsuz olan birinin kulağına söylenebilecek en güzel şarkı.

4 Ekim 2011 Salı

Its time to say goodbye to turning tables



Bazen ne yapmak istediğine bir türlü karar veremessin, o kararsızlık seni aptallaştırır ve hayattan uzaklaştırır. Bazen de karar vermişsindir de bir türlü ilerleyemessin, herşey sıraya girer bi vursan domino taşları son hız yıkılacaktır. İşte o zaman sanki domino taşına yanlışlıkla ayağının çarması gibi, bişeyin başından aşağı dökülmesi, yüzüne tokat gibi çarpması veya yolun sonuna gelmen gerekir. İşte o zaman içinde bir rahatlama huzur olur, tıpkı son dakka vapuru yakaladığındaki veya çilekli tartın son lokmasını ağzına attığındaki yüzündeki gülümseme gibi. Burda en önemli nokta geriye bakıp hiç ama hiç düşünmemektir.

O zaman işte gerçekten yüzündeki huzur ve mutluluk ifadesi ile yapamayacağın hiçbir şey yoktur. Herşey’e farklı bakmaya ve herşeyden ilham almaya başlarsın. Filmler daha heyecanlı müzikler kulağına daha mükemmel gelir. Okumaktan sıkılmaz ve sürekli bişeyler yaratma isteği duyarsın. Geçen gün bir arkadaşım şöle dedi ne alıyosun Ceren bende ondan istiyorum bu durumun ne? bende istiyorum dedi:) Bilmiyorum, uyandım işte herşeyi yapabilecekmiş gibi hissediyorum. Bi süredir manik moddayım. Bi-polar mıyım bilinmez ama tarihte bilinen bi polar’lar durumlarından her zaman ilham almış muhteşem eserler ile ölümsüz olmuşlardır. Bknz: Kurt Cobain, Macy Gray, Ernest Hemingway, Amy Winehouse, Jack Irons, Angelina Jolie, Woody Allen, Natalie Portman, Sinéad O'Connor, Edgar Degas, Edgar Allan Poe, Thom Yorke ve tabiki Vincent Van Gogh…

Ps: aslında yazı yazmaktan vazgeçmiştim. Tıpkı Teo’la Kiki'de Jäger shot’u tokuşturup müzik hakkında dalga geçmemizden tam 2 ay sonra onun açıklama yapıp müziği bırakıyorum, bunaldım lafı gibi, sonra bende yazı yazmayı bıraktığımı açıklamıştım. Herşey aynı geliyodu. Sonra bu film bana tekrar ilham verdi. Film benim hayalgücümün festival moduna girmesine sebep, sakin ve başkaydı. Hatta öle ki izlerken dahi veya deli Dali’yi görünce bi anda, tutamadım bastım şaşkınlık ifaadeesi AAAAA’yı sınemada….Yağmur hep güzeldir. Ama bir de geceyarısı pariste yağmurda dans edersen daha güzel.

Bu duyguların tezatı bu şarkı dinlensin http://www.youtube.com/watch?v=rOO-oCRGL3Q
sözleri sizlere ilham versin efendim saygılar:)

Cerenimo

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Tomorrow Never Knows


Seyahat insan ruhunun bir çeşit lavmanı, içindekileri dışarı çıkarma yöntemi, 1 düzine insanla da gitsen yalnız olma çeşidi, içini dinlediğin, daha önce hiç görmediğin şeyler gördüğün ve hatta hiç yapmadığın şeyleri yaptığın zaman...
Merak duygunun sınırsız, açlık hissinin hat safhada olduğu durum. Sanki hayatı kaçırıyomussun hissine kapılıp, tavşan’ın geç kaldım geç kaldım diye söylendiği yer. Yakalamak için hep hızlı olduğun hatta bu doğrultu da sürekli yediğin ve kaydettiğin ve hiçbir şekilde elde edemeyeceğin şeyleri deneyimlediğin yer.
Seyahat sanki akışkan olarak bildiğin sıvıların; bulunduğu kabın şeklini alma özelliği:) Nereye gidersen git bir şekilde kabın şeklini alacağın ve bundan acayip mutlu olacağın an. Dedim ya nereye gittiğinin bi önemi yok ister dünya da ister diğer tarafta....
Son sefer de bunu resmen doğruladım:
• Sabaha karşı yağmurun çadıra vurduğu sesle uyanmanın güzelliğini
• Duş almak için alternatiflerin hiçbir zaman tükenmeyeceğini ve tuvalette ne şekilde konumlanman gerektiğini
• Durmadan yemenin ve acıkmanın dayanılmaz hafifliğini
• Aman çalınırsa çalınsın dediğin çadırını, gerçekten çaldırdığında gülme krizine girebileceğini ve nerede olursan ol komşularının misafirperver olacağını
• Tirbuşon olmadan hareket etmemen gerektiğini, tirbuşon’un zaten fransızca olduğunu (Tire-bouchon) kavrayıp ingilizcesi için çırpınmaman gerektiğini
• Hiç tanımadıklarınla bile eğlenebileceğini
• Cep telefonu olmadan, eski günlerdeki gibi saat ve yer belirleyip buluşmanın artık imkansız olduğunu, ya da bunun sonucunda 20.000 kişi içinde arkadaşlarını aramanın çok saçma olduğunu
• Bir dahaki sefere, şişme havuz, şişme yatak, müzik seti ve tüp gibi çeşitli alet edavatları yanında getirmenin mükemmel olacağını
• İnsanların kifayetlerinin üzerine bornoz geçirip, sabaha kadar dans ettikleri bir alanda şaşkınlığının gülümsemeye döndüğünü
• Yine o 20.000 kişinin hep bir ağızdan başından sonuna kadar sölediği şarkıda grup’un ve muhteşem mütevazi ve bi o kadar yakışıklı ve yetenekli solistinin şaşkınlığını ve mutluğunu
Yaşadım, gördüm ve kaydettim...
Bir sonrakine daha bir ay var o sebeple bekleme ve kurgulama dönemindeyim...

Ps: Bu ay kendime verdiğim görev şu: Tüm beatles şarkıları tek tek dinlenip, Ben’in yolladığı müzik ile ilgili notlar okunarak hep birlikte analiz edilecek...

19 Haziran 2011 Pazar

Know You Now



You're just a little boy underneath that hat
You need your nerve to hide your ego - don't come with that
You think everything is handed to you free
But it's not that easy, no

Bu şarkıyı bundan 3 yıl önce bir 21 Haziran gecesi şarhoş ve mutlu bir şekilde sölemiştim… Yine bir 20-21 haziran gecesi bu sefer Amy’nin ağzından dinlicem diye umut ediyorum. En sevdiğim şarkıları bir bir söylesin, ister sarhoş, ister kilometrelerce yükseklerde uçmuş olarak sölesin hiç umrumda değil yeter ki sölesin.

Stronger Than Me: bunu da sölesin. Bu şekilde düşünüyormuş gibi görünüp, davranıp, aslında hiç bu olmak istemediğim için, niye olduğumdan farklı davrandığımı bilmediğim için…

To Know Him is to Love Him: bunu da sölesin. Etraf kalabalıkken güzüme baktığında artık hiç konuşmadan ne demek istediğini anladım için, sol gözünün altındaki pembe lekeyi sevdiğim için, canı sıkkınken tum hıncını parmaklarından çıkardığını ve her türlü ünlem soru işareti ve … yı çok sevdiğini bildiğim için…

Back to Black: ……and life is like a pipe, bunu da sölesin. Bu kadar komik ve alaycı bir sözü olduğu için, black’den aslında Blake’i kastettiği için…

Tears dry on their own: bunu da sölesin. Zor ağladığım için, yanımda hiç selpak taşımadığım için, bu kadar eğlenceli bir müzik içinde ağır depresif şarkı sözleri olduğu için...

Valerie: bunu da sölesin deliler gibi tepinmek istediğim için…

Love is a losing game: …Played out by the band, bunu da sölesin. ne kadar kazanmak istesende hep kaybedeceğimiz bir oyun olduğu, aşk yıllar önce kendi kendine bitmiş olsa da nilin dediği gibi aşktan da ötesini aradığım için…

Amy’i hayatla dalga geçtiği ve kimseyi umursamadığı için seviyorum, muhteşem bestelerin içine onlardan daha güzel ve bir o kadar gerçekçi damdan düşer gibi sözler serpiştirdiği için, benim gibi sürekli muz yediği için seviyorum, hatta ekmek arasında muz yediği için, camden gibi sıra dışı bir semtte oturduğu için seviyorum, muhteşem İngiliz aksanıyla sarhoş bi şekilde şarkı sölediği için,sabahın köründe evinin kapısında bekleyen gazetecileri para verip bana bira alın gelin dediği için seviyorum, dövmelerini seviyorum, konsere çıktığında şarkı sölerken benim derdim bana yetiyo niye geldiniz, fucking people diyip acı çeker bir şekilde şarkı sölediği için seviyorum.
Siii yaa soon mate, cheers

Ps: Kalp küpelerimi düşürdüm herhalde kaybettim, hükümsüzdür. Bulup getirene ödülüm var;)

12 Haziran 2011 Pazar

Hasta Siempre


Dün bütün gün bunu mırıldandım sarı kafam, bu şarkıyı sevmen hiç de tesadüf diil aslında. İyiki annem seni doğurmuş… Chevolution belgeselini izleyince che’nin fidel’den öte olduğunu, koltukta hiçbir zaman gözü olmadığını, bi amaç uğruna hayatını feda ettiğini izleyince ve bu şarkıyı da fonda dinleyince neden hep cuba hayalim olduğunu daha iyi anlıyorum.

Bu yazı hep suda geçiricem taktım kafaya. Havuz, deniz, duş ne olursa. Ben öle suda saatlerce kalmam zaten dalar suyun altında yok olur sonra da çıkarım. Az düşmedim çocukken kışın ortasında havuza ya da atladım diyelim sırf meraktan, kışın havuza girmek nasıl diye… Su düşünceleri yok edip, solungaçlarından içeri oksijen almanı sağlar… Oğlak burcuyum ya hep suya girmeye ihtiyacım varmış öle dediler… Neyseki yaz geldi kafama esince giyicem havaniaslarımı ayağıma şıpıdık şıpıdık şıpıdık 20 dk’da okulun havuzundayım eskisi gibi, iki dalar çıkarım.

Ps: Hayatım karmaşık değilmiş gibi her şey tıkırındaymış gibi yapıyorum. Kuyruğumu dik tutup, ayağımı yere sıkı basıyorum. Uçak bileti ve vize vıdı vıdılarına gömülüp, yeni bir stil kafamda tasarlayıp alışveriş rüyaları kuruyorum, olası yeni evim için mobilyalar bile düşünüp duruyorum:) Hatta bilinmesi gereken 50 tabloyu incelerken, sanat tarihi okumayı bile düşündüm yuhhhhh artık abarttın iyice ceren diyorum içimden. Ressamların hayatlarını okuyup resmi incelemek, onlar gibi düşünmeni sağlıyoo, bunu seviyorum. O yüzden ressamların exhibitionlarında saatler geçirmek hep güzel. Burcu, Ester, Zeynep, Ayşe özledim hepinizi, muhabbetini sevdiğim insanlar niye hep uzakta yaşıyolar hiç bilmiyorum…