16 Ağustos 2010 Pazartesi

You're Not Stubborn


Dünyana yukardan bak bir süre… ben bu aralar hep olmak istediğim mimar gibi kus bakısı bakıyorum. Açılar, perspektifler, menteşeler ne nereye uyar, nasıl birleşir, nerde yükselir, nerde dümdüz olur onu inceliyorum. Sende benim gibi bu sırada kimseyi görmek, kimseyi işitmek istemiyorsun çok iyi anlıyorum. Yolu bulmak zor yaa sadece kendi sesimi duymak istiyorum diyosun aynen bende öleyim işte… Üç yol var önümde şu an hepsi kapalı, fallardaki gibi, açılsa birisi de yoluma devam etsem diyorum sonra hiç bişey olmamış gibi yukardan izlemeye devam ediyorum. Sende bakıyorsun biliyorum bi yol bulsak her şey yoluna girecek…Bunları yaparken tek kaçırdığımız şey zaman ona sende benimle gel diyorum kusura bakma ben senden hızlıyım seninle uğraşamam diyor…

Sen bunları düşünürken, kimileri bu arada hala yerinde sayıyor bir türlü sakinleşmemiş hırçın, hala bıraktığın gibi kalmışlar. Kendini onlardan ne kadar farklı görünce seviniyosun dimi biliyorum, onları nefesinle puff yaparak bile yok edebilirsin. Sen cevap vermessen en iyisi, üfle gitsin…Kimseyi incitmeye canını yakmaya gerek yok unut gitsin.

Kimileri ise o kadar sıkıntısı arasında sana mutlu olmanın yollarını anlatıyor,kendisi pek bi dertli ama mutlu olmak için o da uğraşıyor. Sana “biliyomusun sen inatçısın yapmak istediğini öyle ya da böyle, az ya da çok yapıyosun” diyo sakın kötü bişey sanma hırs değil bu aman ha diye ekliyo… ileriye doğru gittiğin için senin kadar mutlu… Biliyorum etrafın bu mutlu insanlarla dolsun diye uğraşıyorsun…

Başka bir çok sevdiğim, dünyalar güzeli, iyiki var dediğim kimilerinden biriyle dertleşirken “İnadım bir oğlak kadar güçlü, çok yavaşım gerçi başarmak için, bi insanın yapacağından daha fazla uğraşmam gerekiyor biliyosun diyorum. Ama bazen yukardan bakarken ne gerek var bu kadar sarfiyata da diye ekliyorum, bi şüphe kaplıyor içimi, kalsın mı her şey yerinde bilmiyorum diyorum. Hayır sakın vazgeçme doğru yoldasın diyor ve başlıyor bu sefer o dert yanmaya “bana hep garip biraz çatlak fazla zeki adamları bulduğundan şikayet ediyo, cerenimo niye ben bunları buluyorum olmaz ki ama diyo))” Cevap hazır: farklısın canikom, hatta nerdeyse teksin karşındaki de en az senin kadar farklı hem sıradanları ne yapıcaksın ki diye nokta koyuyorum.

Mimarı yapıda biliyorum ki en çok hayal gücü iş görüyor. O kadar çok hayalim var ki sıraya girin demek geliyor içimden. Sevilen yazarcığım TED Globale gitti tabi, yazmış sebeplenelim diye bende herkes duysun diye aktarıyorum. TED Global konferansında Derek Sivers, Hayallerini insanlara anlatırsan gerçekleşme ihtimali azalır, Beynin bunu yaşamış gibi zanneder, sen konuşunca tatmin olursun ve hedefine ilerlemek için tembelleşirsin demiş, o öyle diyince bende mimari tasarımımı yalnız yapmaya karar verdim.

Ps:Nergis bir de yasemin en sevdiğim çiceklerdir, bu paragrafda Le Cool’dan alınmış ve çok sevilmiştir. Dünyalar güzeli Echo, yakışıklı Narcissus’a âşık olur. Ama karşılık bulamadığı için aşkından ölür. Vücudundan kalan kemikler kayalara, sesi ise kayalıklardaki “eko”lara dönüşür. Olimpos tanrıları Narcissus’u cezalandırmaya karar verir. Bir gün avdan dönen Narcissus, nehir kenarına gelir. Su içmek için eğildiğinde, suda yansıyan güzelliğinden o kadar etkilenir ki, kendine âşık olur ve o şekilde kalakalır. Ve ölene kadar sadece kendini seyreder. Öldükten sonra vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder