
Yürüyorum geceyle sabah arası bişey. Otobüs durağı biraz ilerde, her ne kadar ayaklarımı artık acıtmaya başladıysa da yürürken çıkan topuklarımın sesi benim daha da hızlı yürümemi sağlıyor. Sanki yıllardır burada yaşıyorum da eski günleri hatırlıyorum yüzümde huzurlu bir gülümseme.
Yürüyoruz bu sefer sabaha daha yakın, geçtiğimiz sokakta o çok sevdiğim şarkı çalıyor bir apartmanın birinci katında. Sesi açık pencereden benim kulağıma electro- indie’nin en güzellerinden biri takılıyor (Başlıkla kafanı karıştırma, başlık yani şarkı sadece yürüme eylemini tasvir ediyor bu paragrafla kel alaka, buradaki şarkı ise ondan çok başka alaka yani harkulade), bu çocukların yaptığı müziği hep sevdim ben diyorum, Londralılar ondan mı acaba diyorum? Heyecandan basıyorum çığlığı hele bu şarkı en güzeli diyorum sözlerini dinlesene… Belli ki çok eğleniyorlar,kahkahalar ve şarkı birbirine karışıyor, bi an hadi bizde girelim içeri demek geliyor vazgeçiyorum. Baktım bizde sokakta dans ediyoruz. Aklım şarkının hatırlattıkları ile başka yerde, ama ben fiziken o saatte sokakta mutlu ve dans ediyorum.
Yürürken düşünüyorum, sen dünyanın neresinde olursan ol, o nereye giderse gitsin, arkadaşlar hayatın eğlencesi, ne kadar çoksa, ne kadar doluysa, sen o kadar genişsin ve genişliyorsun. Benim dünya haritam da git gide genişliyor. Daha da genişlesin diye, dünyada gitmedik yer kalmasın istiyorum. Arkadaş özlemine, Brezilya, Almanya, Istanbul,Italya, G. Kore, Ispanya, Isveç, Fransa biletleri havada uçuşuyor birini yakalasa diyorum:)))
Ps: Revolutionary Road, An Education'dan sonra bir başka o dönemin filmi yine beni o doneme hayran bıraktı. A single man ufkumu açtı izlenileee....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder